![]() |
| | #1 (permalink) |
| Junior Member Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 25
Thanks: 0 Thanked 5 Times in 4 Posts | كاراغوز هاسيفات كاراغوز ورثت حالة التعبءه الكاملة من العملات الذهبية من عمه الذي عاش في مصر توفي مؤخرا. وبعد تعلم هذه الحاله ، وركب البحرية التجارية للذهاب الى مصر مع صديق مقرب هاسيفات اجل حل الإجراءات الارث. ثم انتقل الى مجموعة من العودة إلى تركيا على اخر البحرية التجارية. في طريقهم الى تركيا ، عندما وصلوا الى بحر مرمرة وبين اندلاع التمرد وشيبماستر روفرز الانكليزي. اثناء هذا التمرد السفينة بدأت حصول بعض الماء حتى ان بعض الركاب على متن قوارب النجاة وتمكنوا من البقاء على قيد الحياة. هاسيفات كاراغوز ونجح في الوصول بأمان على شاطىء الصلح مع حالة التعبءه التي كانت مليءه قطعة نقديه ذهبية. وكان سعيد لانهم بدأوا يتحدثون عن ما يحدث في البحرية. وكان ذلك الاهتمام تتحدث الى بعضها البعض على الشاطئ لانهم لا يستطيعون ان يدركوا النجاة لم تصل الى ربط النحو الميناء ونتيجة بسبب الرياح والأمواج العالية و اختفى في البحر. علاوة على ذلك ، فقد اصبح حالة التعبءه في النجاة. وكان البؤس ولكن هناك علاقة. ذلك انها حصلت على النقل وعادوا الى منازلهم في كيس. لا يخسر كل قطعة نقديه ذهبية ، بل إنها أمضت كل اموالهم. وكان لايجاد فرص لكسب العيش ، لكنها لا تستطيع ان تقرر اي نوع من العمل هو يجب ان يكون. بينما مناقشة حوله وتفقد نفسها في الكلام وبدأوا جعل النكات. كاراغوز : 'اي نوع من العمل يجب ان عندي هاسيفات؟ في مهمتي الاولى ان تنفق شيئا يذكر لكن كسب الكثير '. هاسيفات : 'ليس هناك مثل هذا العمل يا كاراغوز. ما معنى `انفاق جهد لكن كسب الكثير من المال'؟ جهد لا يعني المال '. كاراغوز : 'انت ما hacıcavcav غير رحيم (اسم الشهره للهاسيفات). هل لي ان التعود على الجوع اعطائي قليلا من الغذاء. اعتقد انك يجب ان تكون الرحمه وملء بلادي صحن المحشو مع الخضروات وأحب ما ماتبالس جانبية صحن معهم. بعد أكل عليها انا ايضا مثل الارز والحلوى التي '. هاسيفات : 'لا يكفي وصديقي العزيز. هل تحب ان تحصل بعض الحمصه تناول بعض موساكا بعض المكرونه وبعض اللبن و'. كاراغوز : 'اعتقد انك يجب ان تجد لها hacıcavcav. وسيكون من الرائع اذا اردت ان تأخذ اثنين من كل اجزاء الصحن واذا اردت ان تجد أى وفي صباح اليوم التالي لها '. هاسيفات : 'حسنا! يا كاراغوز. لكم كل الاحلام يمكن ان تتحقق الا اذا كنت تعمل بجد و صرف الكثير من الجهد وكسب الكثير من المال. ثم يمكنك ان تجد كل تلك الوجبات. كاراغوز : 'ما اذا كنا قد قيدوا في النجاة جيدا ولم تفقد كل قطعة نقديه ذهبية. يمكننا ان تنفق تلك العملات وتناول ما نريده وكنا نعيش بسعادة. بقلم : سردار yıldırım KARAGÖZ İLE HACİVAT Karagöz’e Mısır’daki amcasından bir sandık altın miras kalır. Bunun üzerine Karagöz yakın arkadaşı Hacivat ile beraber bir ticaret gemisine binip Mısır’a giderler. Miras işlemlerini hallettikten sonra yine bir ticaret gemisine binip geri dönerler. Ama Marmara Denizi’nde kürekçilerin isyanı sırasında su alan gemiden yolcular kayıklara binerek kurtulurlar. Karagöz ile Hacivat altın dolu sandıkla Mudanya kıyılarına, bindikleri kayıkla ulaşırlar ama sahilde konuşmaya daldıklarından iskeleye iyi bağlamadıkları kayık dalgalara kapılır ve gözden kaybolur. Daha sonra bir at arabasına binerler ve Bursa’daki evlerine dönerler. Bırak bir sandık altını ceplerindeki para da bitmiştir. İş bulup çalışarak para kazanmaları gereklidir ama nasıl bir iş? Onlar aralarında bu konuyu konuşurken tatlı bir sohbete dalarlar. Giderek sohbet koyulaşır, şakalaşmalar artar. Karagöz: “ Sence nasıl bir iş tutayım Hacivat. Ama tutacağım iş de az emek harcayıp çok para kazanayım. “ Hacivat: “ Öyle iş olmaz Karagözüm. Ne demek az emek çok yemek. Az emek az yemek. “ Karagöz: “ Sen de amma yaptın be Hacıcavcav. Bana az yemek vere vere açlığa mı alıştıracaksın. Biraz insaflı olsan da tabağımı dolmayla doldursan. Pek severim dolmanın yanına köfteyi, ondan sonra pilavı ve şamtatlıyı. “ Hacivat: “ Bu kadar yeter mi Karagözüm? İstersen nohuttan, musakkadan, makarnadan ve cacıktan da alsan.” Karagöz: “ Onları sen ye Hacıcavcav. Benim istediklerimden ikişer porsiyon olsaydı, o yemeklerden birazı sabaha kalsaydı, ne güzel olurdu. “ Hacivat: “ Tamam Karagözüm, bu istediklerin olur olmasına da, çok çalışırsan, çok kazanırsan, bu yemeklerden yersin. “ Karagöz: “ Ahh. Ah. Keşke kayığı iyi bağlasaydık ve altınlar kaybolmasaydı. Altınları bozdurur bozdurur harcar, yer içerdik. Keyifli bir hayat sürerdik. “ Yazan: Serdar Yıldırım |
| | |
| Site İçi Arama |
Site İçi Arama |
| | #4 (permalink) |
| Süper Moderatör Üyelik tarihi: Oct 2007 Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 10,313
Thanks: 71 Thanked 137 Times in 77 Posts
Ruh Halim: | ilginç teşekkürler ![]()
__________________ ![]() "Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, aynı esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim.." |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Junior Member Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 25
Thanks: 0 Thanked 5 Times in 4 Posts | Mesaj yazan arkadaşlara sonsuz tskler. Elleriniz dert görmesin. Devilish, arapçaya ne gerek var demişsin. Üniversitelerde Arapça okuyan arkadaşlar var. Onların yararlanması içindir. Bir sitede hikayem Japonca ve Türkçe olarak çıktı. Mesaj geldi. Japon bir genç kız Türkçe öğreniyormuş. Teşekkür ederim diyordu. Ta Japonya'dan mesaj çekmiş. Konu Serdar Yıldırım tarafından (04-25-2008 Saat 08:16 PM ) değiştirilmiştir.. Sebep: Kısaltma yaptım. |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Junior Member Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 25
Thanks: 0 Thanked 5 Times in 4 Posts | KARAGÖZ İLE HACİVAT: HACİVAT’IN ATI Hacivat’ın son zamanlarda işleri iyi gider. Çok para kazanır. Bu birikimi değerlendirmek için, bir yarış atı satın alır. Girdiği her yarışı kazanan meşhur bir at: Küheylan. Olayı duyan Karagöz, Hacivat’ın evine gidip kapıyı çalar. Hacivat pencereye çıkar ve sorar: “ Buyur Karagöz’üm, bir şey mi istemiştin? “ Karagöz: “ Evet Hacivat, bir şey istemiştim. Duyduğuma göre, Küheylan’ı satın almışsın. Onu bana satar mısın? “ Hacivat: ” Neden olmasın Karagöz’üm. İyi bir fiyat verirsen satarım. De bakalım, ne veriyorsun? “ Karagöz: “ Hı?..” Hacivat: “ Yani kaç para verirsin? Küheylan’ı kaça alırsın? “ Karagöz: “ On altın veririm. Sattın mı? “ Hacivat: “ Dur bakalım, Karagöz’üm. Hemen sattın mı olur mu? Bir pazarlık yapalım, değil mi? “ Karagöz: “ Nazarlık taktırırım, Küheylan’a. Anlaştık o zaman. “ Hacivat: “ Yapma Karagöz’üm. Alışverişi oldubittiye getirme. On altına Küheylan mı satılırmış? Çık biraz, çık çık. “ Hacivat’ın ne dediğini tam olarak anlayamayan Karagöz evin merdivenlerini çıkmaya başlar. Sonunda, burnu kapıya dayanır. Hacivat: “ Çık Karagöz’üm, çık çık. “ Karagöz: “ Kapıya kadar çıktım. Daha fazla çıkamıyorum. “ Hacivat: “ Ben sana merdivenleri çık demedim. Fiyatta çık, yani on altın dedin ya onu arttır, yirmi de, otuz de. “ Karagöz: “ Yirmi, otuz. “ Hacivat: “ Çık, çık. “ Karagöz: “ Elli, altmış. “ Hacivat: “ Çık, çık. “ Hacivat’ın çok para istemesine kızan Karagöz bağırır: “ Çık çıkı, çık çık. Sanki zil takıp oynuyorsun. Bre Hacivat, sen ne istiyorsun bu ata, onu söyle bakalım. “ Hacivat: “ Bak Karagöz’üm, ben atı yüz altına aldım. Üstüne kar da koy.Yüzü geç, yüzü geç.” Karagöz: “ Yüzgeç balıklarda olur, alık. “ Hacivat: “ Hemen sinirlenme Karagöz’üm. Şunun şurasında ne güzel pazarlık yapıyoruz. Bak Karagöz’üm, Küheylan’ı sana veririm ama yüz yirmi altınını alırım. Bir kuruş aşağı olmaz. “ Hacivat’ın konuşmasına içerleyen ve Küheylan’ı alamadığına üzülen Karagöz, Hacivat’a küser. Bir hafta ne Hacivat’ın evinin önünden geçer, ne de onunla konuşur. Daha sonra iki eski dost tekrar barışırlar. Yazan: Serdar Yıldırım KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ’LE DOMUZ AVI Karagöz ile Hacivat, yanlarına İbiş’i de alıp, Uludağ’a domuz avına çıkarlar. Önceleri ellerde ok ve yay, kaşlar çatılmış, bakışlar keskin ormanda domuz ararken, sonraları yorgunlukla birlikte ok yaydan, kaş kaştan, bakışlar keskinlikten sıyrılır. Sıkıntıyı azaltmak için Karagöz’ün anlatmaya başladığı av hikâyeleri başına bela olur, çünkü anlattığının hep bir numara büyüğünü İbiş’ten duymak, Karagöz’ün giderek daha çok sinirlenmesine neden olur. Karagöz, İbiş’i uçurumdan aşağı atmakla tehdit eder. İbiş: “ Tamam, beyabi. Kızma bana. Ben de bundan sonra konuşursam iki olsun. Şimdi rahat rahat istediğini anlat. “ Karagöz: “ Bre İbiş, sussana artık. Bir daha sana av yok. Hacivat, İbiş’i ava giderken yanımıza alalım demek yok artık. Bu son. “ Hacivat: “ Merak etme Karagözüm. Sen kalbini serin tut. Hiçbir ava İbiş’i götürmeyiz. “ Daha sonra Karagöz ile Hacivat ve İbiş domuz aramaya devam ederler, fakat ortalıkta hiç domuz yoktur. Hacivat: “ Sabahtan beri arıyoruz, bir domuz bile göremedik. Hayatımda böyle bir şey ne gördüm, ne de duydum. “ Karagöz: “ Göremeyiz tabi, bu İbiş yanımızdayken. Bunun sesini duyan domuz karşı dağa kaçıyor. İki ok atmış, üç domuz vurmuş. Anlatsana o hikâyeyi bir daha. “ Hacivat: “ Aman Karagözüm, sinirlenme. İbiş o hikâyeyi anlattı, geçti. Ben inanmadım. Senin anlattığın hikâyeler daha bir inandırıcı oluyor. “ Karagöz: “ Doğru, çünkü ben olmuş olayları anlatıyorum. Yıllar önce gençken köyden arkadaşlarla domuz avına gittiydik. On kişiyiz. Ormanda büyük bir domuz sürüsünü tuzağa düşürdük. Etrafını kuşattık. Baktı domuzlar kaçış yok, birer birer yanıma geldiler. Ben de çaldım bıçağı boyunlarına, yirmiden sonrasını sayamadımdı. “ Hacivat: “ Hah hah ha.. İlahi Karagözüm. Sen de değme avcılara taş çıkartırsın. Avcılıkta, atıcılıkta benden ilerdesin. “ İbiş: “ Benim de yıllar öncesinden bir domuz avı hikâyem vardı, ama beyabi kızar diye anlatamıyorum. “ Hacivat: “ Yeni bir domuz hikâyesi ha. Ama anlatma. Karagöz’ü kızdırmayalım. Keşke demeseydin. Merakta bıraktın beni, İbiş. “ Karagöz: “ Ben de meraklandım. Bana bak İbiş, destekli atarsan kızmam, ama desteksiz atarsan ben seni uçurumdan atarım bilmiş ol. “ İbiş: “ Tamam beyabi ve Hacıabi. Atışlar destekli olacak. “ İbiş, konuşmasına devam eder ve ben sekiz yaşındayken der. Karagöz’ün ayağa kalktığını gören İbiş ağız değiştirir. “ Yani on sekiz yaşındayken demek istedim. “ Bunun üzerine Karagöz: “ Hah öyle söyle. Beni kızdırma. Şimdi devam et. “ İbiş: “ Manda kadar bir domuz bizim tarlalara dadandıydı. Tarlada mısır, bağda üzüm bırakmadıydı. Ye babam ye. Baktık yedikçe doymaz bu domuz, yakında ağaçları da yer. Babam, dedem, amcam, yeğenlerim ve ben tarlada, bağda nöbete durduk. Ben bağda bekliyorum. Bir gün öğle vakti domuz bağa girdi. Zönk zönk deyip yürüyüp geliyor. Yakaladım domuzu suratına iki tokat, başladı domuz ağlamaya. Bir yandan da,” Abi, ben sana ne yaptım? Neden vuruyorsun?” diye vızırdıyor. Ben de bağırdım. Bak şu bağdaki üzümleri ben mi yedim. Başkasının üzümünü nasıl habersiz yersin. Ben böyle bağırdım ama domuz ne dese beğenirsiniz. Ne yapayım, açım, abi. Yemeseydim de açlıktan ölse miydim? O gün domuzu bıraktım. Bir daha onu oralarda gören olmadı. Çok uzaklara gitmiş olmalı. “ Karagöz: “ Bre densiz, yine desteksiz attın. Ben seni uçurumdan atayım da gör “ diyen Karagöz, İbiş’in üstüne yürür. Bunun üzerine İbiş kaçar, gider. Daha sonra Karagöz ile Hacivat başka olay olmadan evlerine dönerler. Yazan: Serdar Yıldırım KARAGÖZ İLE HACİVAT: HIRSIZ Bir gece Karagöz’ün evine hırsız girer. Karagöz sabahleyin uyanınca bakar ki, ev tam takır kuru bakır. Hırsız utanmamış ve sokak kapısını bile söküp götürmüştür. Karagöz olayı zaptiyeye, hanımı da komşulara haber verir. Komşular, evin önünde toplanır ve az sonra iki zaptiye gelir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, annesine sarılmış, ağlamaktadır. Küçük Yaşar’ın birkaç parça oyuncağını götüren hırsız acaba onları ne yapacaktır? Karagöz’ün evinin soyulduğunu duyan kadim dostu Hacivat, eve gelir ve evde inceleme yapmaya başlar. İki zaptiye olayı soruşturur ve hırsızı yakalayacaklarını söyleyip giderler. Zaptiyeler gidince, komşular da dağılır. Karagöz ailesinin yanında Hacivat kalır ve Karagöz’ü sorguya çekmeye başlar. Hacivat: “ Canım Karagöz’üm, hırsız gelmiş, dolapları, masaları götürmüş. Kapıyı sökmüş. Hiç mi gürültü, tıkırtı duymadın? “ diye sorar. Karagöz: “ Bu ne biçim soru, Hacivat. Gürültü, tıkırtı duysam kalkıp da hırsızın ümüğüne basmaz mıyım? “ Hacivat: “ Her neyse, olan olmuş, biten bitmiş, eşyalar gitmiş. Şimdi bir oyun etmeli de, şu hırsızı yakalamalı. Hah buldum!. Karagözüm, siz bir yandan, ben bir yandan komşuların arasına dalalım, onları senin evde bir kese altın olduğuna inandıralım. Bu durum kulaktan kulağa yayılır ve hırsızın kulağına giderse, hırsız mutlaka senin eve damlar. “ Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bende bir kese altın yok ki? “ Hacivat: “ Olduğunu farz et. Hırsızı yakalamak için, bu bir yem. Oltanın ucuna yem takarsan balık yakalarsın. Balık yeme gelir de, hırsız altına gelmez mi? Siz benim dediğimi yapın gerisine karışmayın. “ Karagöz: “ Tamam, Hacivat. Senin bu tür işlere aklın erer. Bende bir kese altın olduğunu yayarız. Haydi, hanım, Yaşar, kalkın gidiyoruz. “ Karagöz’ün evinde bir kese altın olduğunu akşama kadar duymayan kalmamıştı. Eski kulağı kesiklerden olan Celal, gece yarısına kadar evin içinde dört döndü. Daha sonra evinden çıkıp, karanlık sokaklardan süzülerek geçti ve bir hayalet sessizliğinde Karagöz’ün kapısız evinden içeri girdi. Evdekilere elindeki şişenin içindekini koklatıp altınlara konardı. Şişeyi koklattığı kazazede top atsan uyanmazdı, fakat bu defa durum bambaşkaydı. Evdekiler uyanıktılar ve onu bekliyorlardı. Celal yatak odasına girince Karagöz ile Hacivat tarafından yakalandı ve bir iple sıkıca bağlandı. Ertesi gün zaptiyeler tarafından sıkı bir dayaktan geçirilerek zindana atıldı. Karagöz’ün eşyaları hırsızın evinde bulundu. Kader, zaten son günlerde işsiz olan, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışarak, kışın da turşu satarak geçimini sağlayan Karagöz’ün alnının teriyle çalışarak kazandığı eşyaları kaybedip buldurarak, onu sevindirmişti. Yazan: Serdar Yıldırım |
| | |
![]() |
| Tags: arapca, birlikte, hacivat, hikaye, ile, karagoz, tercumesiyle, turkce |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|